İşim gereği nöbetle haşır neşir olduğumu söyleyebilirim. Her ne kadar seyrek de olsa şaşırtıcı nöbetlerle karşılaşsam da genel olarak nöbetin önceden belirlenmiş yapısı olduğunu söylemek olasıdır.
Son günlerde gündemde bir kez daha yer tutan “Ergenekon” gözaltıları da bir tür nöbete dönüştürüldü.
İlk nöbetçi Ergün POYRAZ idi!
Onu izleyerek çok sayıda kişi nöbet turnikesine sokuldu. Hem de ansızın ve hazırlıksız olarak.
Emin GÜRSES, Sevgi ERENEROL, Ümit SAYIN, Doğu PERİNÇEK, İlhan SELÇUK, Kemal ALEMDAROĞLU...
Son olarak da, Mustafa BALBAY, Sinan AYGÜN, Ercüment OVALI, Erol MÜTERCİMLER, Şener ERUYGUR, Hurşit TOLON nöbete gönderilen adlar oldular.
Bir yıldır çok da belirli bir süre biçilemeyecek aralıklarla sürüyor nöbetler!
Anlaşıldığı kadarı ile konu ile doğrudan ilgisi olmayan kimi durumlar ve gelişmeler nöbetlerin zamanlamasını belirliyor.
Renkli kişiliği ile de kamuoyunca yakından tanınan Sinan AYGÜN içinde bulunduğu karmaşaya aldırmaksızın özetleyiverdi asıl nedeni : “ATATÜRK’ü SEVMEK!”
Aslında yaşanmakta olanlara şaşmamak gerekir! Neden mi?
Bir önceki “Ergenekon” dalgası sırasında da belirtildiği gibi ülkemizin önde gelen tehditlerinden biri olarak resmi belgelere geçirilmiş bir durum var : “ULUSALCILIK”
Bugünün Türkiye’sinde tek bir soruyla kamuoyu yoklaması yapılsa ve “Atatürk’ü seviyor musun?” sorusu sorulsa alınacak “Evet” yanıtının oranları “Humeynisever” yükselişe karşın hiç kuşkusuz oldukça yüksek çıkacaktır.
Elbette bu bir söylemin yansımasıdır! Söylemler her zaman eylemlerin güvencesi olamayacağına göre, günümüzde geçerli nitelemeyle “sözde” değil de “özde” Atatürk sevgisi öncelik almalıdır!
Bu bağlamda “ulusalcılık” özde “Atatürk sevgisi” olarak da nitelenebilir.
Dolayısı ile bugün yaşanmakta olan ve kimilerimiz için şaşırtıcı olan gelişmeleri şaşırtıcı bulmak ülkenin genel durumundan kopuk bir anlayışın da simgesi sayılmalıdır!
Devletin resmi belgelerine başat tehdit olarak girmiş olan “ulusalcılık” orada durduğu sürece birkaç gündür yaşanmakta olanlara şaşırmak da yakın gelecekte yaşanması olası durumları öngörmemek de asıl şaşılacak durum olmalıdır.
“Atatürk’ü sevmek” bir söylemdir, ancak ve ancak onu sevmenin gereği olan eylemle birleştiğinde anlam ve önem taşıyabilir!
Sinan AYGÜN’ün kaşla göz arasında dillendirdiği “Atatürk’ü sevmek” söylemini eylemle birleştirenler emniyet ve adliye nöbetine zorlanmaktalar. Hemen her yurttaşın karşısında “boynunun kıldan ince” olduğu yargı ulusal tehdit olarak da tanımlanan “ulusalcılık” için önde gelen bir savaşım aygıtı konumundadır artık!
Günümüzde “Atatürk’ü sevmek” söylemini eyleme dönüştürenlere ödetilen sıradan bir bedeldir yaşadıklarımız. Yaklaşık bir yıldır yoğunlukla yaşamakta olduklarımız gerçekte yarım yüzyılı aşkın bir süredir kurgulananların gözümüzün içine sokulurcasına tamama erdirilmesi olarak da algılanmalıdır!
Ayrıca, bugün ödenen bedeller geçen yüzyılın başında ülkeyi kurtaranların, kuranların ve devrim yapanların başına gelenlerle karşılaştırıldığında “hiç” kalır!
Bugün yaşanmakta olanlar bir bakıma onyıllara dayanan aymazlık, duyarsızlık ve ilgisizliğin de doğal sonucu sayılmalıdır!
Çelişik durumu yaratan bugün bedel ödeyenlerin aymaz, duyarsız ve ilgisiz olmamalarının yanı sıra tersine fazlasıyla duyarlı, ilgili ve dik duruşlu oluşlarıdır.
Yukarıda anılan çelişik durum sıranın asıl aymazlara, duyarsızlara ve ilgisizlere gelmeyeceğinin güvencesi değildir!
Dün, 01.07.2008 Salı günü, Cumhuriyet Devrimimize karşı yürütülen karşı devrim hareketine yeni bir boyut eklenmistir.Anayasamızın başlangıç maddelerinde yer alan Türkiye Cumhuriyetimizin temel niteliklerine, Demokratik Laik Cumhuriyete ve Sosyal Hukuk Devletine bağlı kişi ve kuruluşlara karşı bir daha operasyon düzenlenmiştir.Cumhuriyet Gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay, Tercüman gazetesi genel yayın yönetmeni Ufuk Büyükçelebi, ADD genel başkanı Şener Eruygur ve çok sayıda ADD üyesi, Türkiye Gençlik Birliği genel başkanı Adnan Türkan ve üyeleri ile emekli orgeneral Hurşit Tolon, Ankara Ticaret Odası başkanı Sinan Aygün'ün de aralarında bulunduğu yirmiden fazla çağdaş Türkiye sevdalısı yurtsever yurttaşlarımız gözaltına alınmışlardır. Bu operasyonun zamanlaması ve uygulanış biçimiyle ve özellikle, Cumhuriyet Gazetesi ile Atatürkçü Düşünce Derneği genel merkez ve şubelerinin hedef alınması, Türkiye Cumhuriyetimizin geleceği açısından endişe verici bir gelişmedir.Gözaltına alınan yurttaşlarımızın bir kısmının üst düzey görev yapan emekli asker olması, Ulusumuzca Türk Silahlı Kuvvetlerine duyulan güveni zedelemeye yönelik bir amaç taşıdığı anlaşılmaktadır. Değerli yurttaşlarımız, Ulusumuzu bilgilendirme görevi yapan gazetecilerimize ve Demokratik Laik cumhuriyetimize ve sosyal hukuk devletine sahip çıkma görevini yapan arkadaşlarımıza "darbeci" yakıştırması yapılmasını reddediyoruz. Asıl darbe girişimi;AB'ne uyum yasaları adı altında Cumhuriyet devrimi yasalarımızı yok etmektir.Asıl darbe girişimi; Ulusal yapımızın etnik ve inanç temelinde ayrışmasına neden olacak şekilde etnik temelde ve inanç temelinde siyaset yapmaktır. Asıl darbe girişimi; Anayasamızın başlangıç maddelerinde yer alan Cumhuriyetimizin temel niteliklerini, değiştirmeye kalkmaktır. Asıl darbe girişimi; Yabancıların, Demokratik laik Türkiye Cumhuriyeti Devletimizi "ılımlı islam devleti" olarak tanımlamalarına karşı sessiz kalmaktır. Değerli yurttaşlarımız, Bu kapsamda gözaltına alınanlar, hakim karşısına çıkartılmaksızın, ne ile suçlandıklarını bilmeksizin bir yılı aşkın bir süredir özgürlüklerinden yoksun bir şekilde tutukludurlar. Her fırsatta insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünden söz edenlerin, yaptıklarını çağdaşlığın ve AB'ne uyumun gereği diye sunanların ve aleyhlerine alınan her karara karşı yargımıza saldıranların, bu hukuksuzluk karşısındaki suskunluklarını ve duruşlarını, tüm kamuoyunun dikkatine sunuyoruz. Değerli yurttaşlarımız, Türkiye Cumhuriyeti olarak bugün,Batılı emperyalist devletlerin ve içimizdeki işbirlikçilerinin yıllardır sinsice yürüttükleri Tam Bağımsızlığımızı, Ulusal yapımızı ve demokratik laik cumhuriyetimizi yok etme girişimlerinin artık açıkça ve korkusuzca uygulanmaya başlandığı bir süreci yaşıyoruz. Tüm Platformlar, Demokratik Kitle örgütleri ve meslek odaları olarak, Türk Ulusuna sesleniyoruz. Bugünlerin yarını artık yok.Gün, Tam bağımsız, Demokratik laik Cumhuriyete sahip çıkma günüdür.Gün hukuk devletimize sahip çıkma günüdür.Gün, Türkiye Cumhuriyetimizin yarınlarına ve çağdaş yaşamımıza sahip çıkma günüdür.Gün, Mustafa Kemal Atatürk'ün Bursa Nutkunda verdiği göreve sahip çıkma günüdür.Gün, Demokratik laik Türkiye için birlik günüdür. Kamuoyuna önemle duyurulur, Saygılarımızla,
diye bağırarak geliyorlardı. Polisten korkuları yoktu. Devletten falan da hiçbir çekincesi olmayan, sözüm ona "medeni cesareti" son derece fazla, son derece "cesaretlendirilmiş" bir kesimdi bunlar. Bir oteli içindekilerle birlikte ateşe verdiler. 37 can yakıldı bu alevler içinde. Masum insanlar öldürüldüler. Yakanlar ise ellerinde ateşlerle cadı avına çıkacak kadar cesurdular. "Sünni ve ölümüne kadar inançlı" oldukları için sarsılmaz bir iktidarları, bu yüzden de sonsuz yakma, yok etme, yıkma hakları vardı.
Sivas'ta Madımak Oteli'nde çoğu sanatçı 37 insanını, Türk aydınını yaktılar. Bu ülkenin sanatçılarına, aydınlarına kastedenlere ne oldu? Ne yapıldı, yapılabildi? Özgürce dolaşıyorlar hala aramızda. "Fikirleri iktidarda" olduğu için mi bu kadar şefkat gösterdi emniyet kuvvetleri ve yargımız? Öyle değilse eğer, bir kaç soru sormak istiyorum: Nerede bu devlet? Nerede bu insanlar?
Düşünün, şimdi 250 Alevi kalkıp Sünnilerin gittiği bir gazinoyu yaksaydı… Düşünün, DİSK' e bağlı 500 işçi valiliğin önüne gidip 1 Mayıs mitinginde
dövülen arkadaşlarının hesabını sorsaydı...
Düşünün, Ankara'da 100 öğrenci Emniyet' in önüne gidip slogan bile atmadan sadece dursalardı...
Ne olurdu dersiniz? Onlar da Türk aydınlarını diri diri yakanlar kadar şefkate mazhar olurlar mıydı? Yada boş verin bunları kendinizi düşünün: Gidip herhangi bir karakolun önünde tek başınıza herhangi bir şey için hesap sormaya kalksanız size bu kadar iyi davranılır mıydı?
Orta Anadolu'da yıllardır gördüğümüz, kabullenilen ve muktedir çevrelerce övülen siyasi ve toplumsal atmosferin bir sonucudur bu. Ve sonuç, insan yakmak için ava çıkan katiller! Galeyan diye açıklanmaz bu durum.
Hafife alındıkça ağırlaşan sorunlar bunlar. Gündem yoğun koşuşturması içinde boğulduğumuzdan görmediğimiz, görmeyince de gözümüzün daha yakınında biten ve nihayetinde bir gün sizin veya benim evimin de yakılmasına neden olabilecek sorunlar... Bu nedenle de bu olaylar unutulmamalı, unutturulmamalıdır.
Yıllardır bu amaçla Sivas' ta yakılan Madımak Oteli' nin müze yapılması konusunda aydınlarımızın yoğun bir gayreti vardır. Ancak bu zihniyetlere prim veren hükümetler bir türlü bu olaya yanaşmadılar. Zira orada ölenler ölümsüzleşmiş olacaktı. Bu da işlerine gemli,yordu. Çünkü onları ateşe veren zihniyet, olanları unutturmayı yeğlemekteydi…
15 yıldır oranın müze olması bekleniyor. Hükümetler sürekli kaçıyorlar bu fikirden. Zira beceriksizliklerinin ispatı olacaktı bu müze. Ülkeyi getirdikleri durum açıkça ortaya çıkacaktı. Buna izin verir miydi hükümetler? Ama 37 kişinin yakıldığı otelin giriş katına lokanta açılmasına izin veriyorlar. Hem de et lokantası. Şimdi aynı yerde et kızartılıyor, insanlara yemek olarak ikram ediliyor. Yakılan 37 canı hiçe sayarcasına. Bu nasıl ve barbarca bir zihniyet? Peki ya orada yemek yiyenler? Hiç mi orada yakılanlar gelmiyor akıllarına kızarmış etlerini yerken?....
Gereksiz pek çok atılıma imza atan hükümetler bir müze yapmayı çok görüyor. Kaz Dağlarının tepesine bile futbol sahası yapabiliyorlar. Bu zor değil. Ancak Madımak Oteli' ni müze yapmak çok zor. Zira oteli yakan zihniyet mensupları ya müze yapıldığında iktidardaki kendi zihniyetlerinin temsilcisi partiye oy vermezlerse ne olacak. Ölen ölmüş nasılsa. Onlar kendi siyasi geleceklerine bakacaklar tabii ki.
Atatürk'ün, "Efendiler! Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz… Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Ancak sanatçı olamazsınız…" özdeyişi sanatçının ne demek olduğunu, sizce de açıkça anlatmıyor mu?
Kimilerine ve özellikle de son kültürel yozlaşma kriterlerine göre; Ülkemizde sanatçı çok kolay yetişiyor zaten! Hatta ağaçtan toplar gibi rahatça toplayabilirsiniz. Hal böyle olunca niye ölen sanatçıların hesabı sorulsun ki. Hem sanatçı, aydın başa beladır. Özgürdür. Özgürlükçüdür. Düşüncesini açıkça ortaya koyar. Susturamazsınız kolay kolay. Bunların birkaçından kurtulunmuş. Ne diye onları anımsatmak için müze yapsınlar ki? Nasılsa orada kendi yandaşları aynı zihniyeti paylaşanlar var. Hem sağ olanlar dururken ölülerle niye ilgilensin ki hükümet. İşte bu zihniyetle hareket eden insanlar yazık ki iktidara geliyor yıllardır. Artık bu zihniyetlere dur demenin vakti gelmedi mi? Cehaletin hakimiyetinin önüne set çekmenin zamanı gelmedi mi?
Sivas'ta:
Madımak yanıyor…
37 can yanmış,kül olmuş…
Hükümetler, insanlarımız suskun…
Seyrediyorlar olup bitenleri…
Böyle giderse bir gün sıranın birgün onlara da gelebileceğini…
15 Yıl önce Sivas‘ta canice sergilenmiş olay asırlar öncesinden süzülüp gelen Anadolu hümanizmasının özünü oluşturan kardeşlik ruhu ile bağdaştırılması asla mümkün olmayan bir kara leke oluşturmuştur.
Bu olay, emperyalizmin ülkemizi bölüp parçalama, kardeşi kardeşe düşman etme doğrultusundaki emelleri ile örtüşmektedir.Suçluları ve savunucularını nefretle kınıyor, kaybettiğimiz aydınlarımızın ve masum sanatçı gençlerimizin anısını saygı ile anıyor ve sonsuza kadar yaşatma kararlılığımızı belirtiyoruz.
Ülkemizin hain emellere kurban edilmemesi azminde olduğumuzun bilinmesini isteriz.
Ne mutlu Cumhuriyet korumak ve kollamak için mücadele edenlere ve ne mutlu bu yolda şehit olup ölümsüzlüğe erenlere.
[B]SİTEMİZ UZUN BİR SÜREDEN SONRA TEKRAR AKTİF OLMUŞTUR.SİTE ÜZERİNDE OLUŞAN HATALARI YADA BULUNMASINI İSTEDİĞİNİZ KONULARI TARAFIMA MAİL YADA MSN YOLU İLE BİLDİRMENİZİ RİCA EDERİM.
18 MART ÇANAKKALE ZAFERİNİ BORÇLU OLDUĞUMUZ, ÖNDERİMİZ ATATÜRK ve SİLAH ARKADAŞLARI ile, ŞEHİT DÜŞEN ASKERLERİMİZİ RAHMET ve ŞÜKRANLA ANIYORUZ. ÜLKEMİZİN NASIL KURTULDUĞUNU, UNUTMAYARAK ve UNUTTURMAYARAK, GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKACAĞIZ Yolageldi Köylüleri
Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, Emekli Belediye Başkan Yardımcı, Hesap İşleri Müdürü ile birlikte belediye ile iş yapan kişiler gözaltında bulunuyor.
3 dönemden bu yana Belediye Başkanlığı yapan Sedefçi, "ihaleye fesat karışmak", "rüşvet almak", "Su tahsilatında usulsüzlük", ve "organize suç örgütü" kurmak amacıyla önceki sabah saatlerinde gözaltına alınmıştı.
Başkanın gözaltına alınmasından sonra kendisinin oturduğu konut, babasının, eski yardımcısı ve hesap işleri müdürünün evinde arama yapıldı. Daha sonra Belediye Binası`na gelen ekipler burada bulunan suç isnat edilen konularla ilgili olarak bilgi ve belge topladı.
Daha sonra başkanın makam odasına geçen ekiplerin buradaki çilingirle açtırdığı kasada 13 bin dolar para bulduğu ifade edildi. Bu arada belediyedeki usulsüzlükle ilgili olarak savcılık talimatı ile birkaç aydan bu yana inceleme işlemleri yapılıyordu.
Bu arada emniyet yine savcılığın talimatı ile belediye başkanı başta olmak üzere olayla ilgisi olduğu tespit edilen kişilerin telefonunu dinlemeye aldı.
Yaşanan bu süreçten sonra Belediye Başkanı, Eski Yardımcısı ve Hesap İşleri Müdürü`nün yanı sıra birçok ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi.
İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Gaziantep, Aydın illerinde adreslere gerçekleşen operasyonda 14 kişi daha gözaltına alınarak Edirne Emniyet Müdürlüğü`ne getirildi. Polisteki sorgulamanın ikinci gününde Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi ve gözaltındaki kişiler tekrar sağlık kontrolünden geçirildi.
Hastaneye getirilen Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, masum olduğunu belirterek kimseden bir lira para almadığını ve bunu mahkemede ispat edeceğini söyledi. Polisin kendisine çok iyi muamele ettiğini belirten Sedefçi, sağlık durumunun iyi olduğunu açıkladı. Sağlık kontrolü yapıldıktan sonra başkan ve diğer şahıslar polis nezaretinde tekrar emniyet müdürlüğüne götürüldü.
Soruşturma çerçevesinin genişletildiği "Arasta" operasyonunda gözaltına alınanların pazar veya pazartesi günü hakim karşısına çıkabileceği belirtiliyor.
Belediye Başkanı Sedefçi, yapımı tamamlanan belediye sarayının geçen yılın eylül ayında Gayri Menkul Proje Geliştirme İnşaat Taahhüt Anonim Şirketi`ne devredilmesinde usulsüzlük, Şehir içme suyunun Elektronik Sanayi ve Sağlık Hizmetler AŞ-İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ ile Alt Yapı ve Arıtma Yatırımlar Sanayi ve Ticaret AŞ Konsorsiyum`una verilmesinde usulsüzlük yapmakla suçlanıyor.
Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, 2001 yılında Edirne Jandarma Komutanlığı tarafından düzenlenen "Beyaz Ahtapot" operasyonu daha önce gözaltına alınarak tutuklanmıştı.
Ancak o dönemde çıkartılan "Rahşan Affı" cezaların ertelenmesi ve şartla salıverme yasasından yararlanarak tahliye olmuştu.
Edirne'de Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenledikleri basın açıklamasında, Kürtçe slogan atan DTP'lilere, esnaf Türk bayrağı açarak tepki gösterdi.
DTP Kadın Kolları üyelerinin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle düzenlediği basın açıklamasında gerginlik yaşandı. Saraçlar Caddesi üzerinde bulunan PTT binası önünde toplanan DTP'li grup, Kürtçe pankart açarak Kürtçe sloganlar attı. Basın açıklaması sırasında bir grup esnaf gruba tepki gösterdi. Vatandaşlar, ellerindeki Türk bayrakları ile grubu yuhaladı. Yaşanan gerginlik polisin araya girmesiyle son buldu. DTP'li grup, polis nezaretinde dağıldı.
Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Liginde Sevilla Takımını Penaltılarla Yenerek, Çeyrek Finale Çıkmasının Ardından Edirne Sokakları Adeta Bayram Yerine Döndü.
Fenerbahçe'nin Şampiyonlar liginde Sevilla takımını penaltılarla yenerek, çeyrek finale çıkmasının ardından Edirne sokakları adeta bayram yerine döndü. Ellerinde Fenerbahçe bayrakları, üzerlerinde formalarla bazı taraftarlar araç konvoyu oluştururken, bazıları da tezahürat yaparak, sokaklarda dolaştı. Fenerbahçe taraftarlarının tur sevincine, Galatasaray forması giyen bazı Galatasaray taraftarları da ortak oldu.